Sınav Kelimeleri Ders 6

Sınav Kelimeleri Ders 6
Defeat

İngilizce Anlamı: To win a victory over someone in a war, competition, game

Türkçe Anlamı: Yenilgiye uğratmak

Örnek Cümle
They hoped to defeat the enemy at sea.
Düşmanı denizde yenmeyi ümit ediyorlardı.

Establish

İngilizce Anlamı: To start a company, organization, system, etc that is intended to exist or continue for a long time

Türkçe Anlamı: Kurmak, tesis etmek

Örnek Cümle
Our goal is to establish a new research centre in New York.
Amacımız New York'ta yeni bir araştırma merkezi kurmak.

Severe

İngilizce Anlamı: Severe problems, injuries, illnesses etc are very bad or very serious

Türkçe Anlamı: Haşin, sert

Örnek Cümle
The US faces severe economic problems.
Amerika çok ciddi ekonomik problemlerle yüzleşiyor.

Determine

İngilizce Anlamı: To find out the facts about something

Türkçe Anlamı: belirlemek, azmetmek

Örnek Cümle
The police are still trying to determine the cause of the fire.
Polis hala yangının sebebini belirlemeye çalışıyor.

Feature

İngilizce Anlamı: To include or show something as a special or important part of something, or to be included as an important part

Türkçe Anlamı: Önem vermek, sunmak

Örnek Cümle
The exhibition features paintings by Picasso.
Sergi Picasso tablolarını sunuyor.

Enclose

İngilizce Anlamı: To put something inside an envelope as well as a letter

Türkçe Anlamı: Eklemek iliştirmek

Örnek Cümle
Please find enclosed an agenda for the meeting.
Toplantıyla ilgili gündem maddelerini de ekte bulabilirsiniz.

Encourage

İngilizce Anlamı: To give someone the courage or confidence to do something

Türkçe Anlamı: Cesaretlendirmek

Örnek Cümle
I want to thank everyone who has encouraged and supported me.
Beni cesaretlendiren ve destekleyen herkese teşekkür etmek istiyorum.

Recruit

İngilizce Anlamı: To find new people to work in a company, join an organization, do a job etc...

Türkçe Anlamı: İşe almak

Örnek Cümle
We're having difficulty recruiting enough qualified staff.
Yeterli nitelikte eleman bulmakta güçlük çekiyoruz.

Sustain

İngilizce Anlamı: To make something continue to exist or happen for a period of time

Türkçe Anlamı: Sürdürmek

Örnek Cümle
She found it difficult to sustain the children's interest.
Çocuğun ilgisini sürdürmekte zorlandı.

Refutation

İngilizce Anlamı: To prove that a statement or idea is not correct

Türkçe Anlamı: Aksini ispatlama, çürütme

Örnek Cümle
There were many attempts to refute Darwins theories
Darwinin teorilerini çürütmek için birçok girişim yapıldı.

Refusal

İngilizce Anlamı: When you say firmly that you will not do, give, or accept something

Türkçe Anlamı: Geri Çevirme, reddetme

Örnek Cümle
His refusal to pay the fine got him into even more trouble.
Cezayı ödemeyi reddetmesi başını daha çok belaya soktu.

Refund

İngilizce Anlamı: An amount of money that is given back to you if you are not satisfied with the goods or services that you have paid for:

Türkçe Anlamı: Geri ödemek, iade vermek

Örnek Cümle
They refused to give me a refund.
Parayı geri ödemeyi kabul etmediler.

Compulsion

İngilizce Anlamı: A strong and unreasonable desire to do something

Türkçe Anlamı: Baskı, dürtü

Örnek Cümle
The compulsion to smoke or eat too much is very dangerous
Sigara içmek veya yemek için duyulan güçlü dürtü çok tehlikelidir.

Remarkably

İngilizce Anlamı: In an amount or to a degree that is unusual or surprising

Türkçe Anlamı: Önemli ölçüde

Örnek Cümle
She plays the violin remarkably well.
Kemanı dikkat çekecek ölçüde iyi çalıyor.

Immetidately

İngilizce Anlamı: Without delay

Türkçe Anlamı: Hemen, acilen

Örnek Cümle
Give him a call immediately.
Hemen onu ara.

Incessantly

İngilizce Anlamı: Continuing without stopping

Türkçe Anlamı: Aralıksız olarak

Örnek Cümle
Some women talk incessantly.
Bazı kadınlar hiç durmadan konuşuyorlar.

Preferably

İngilizce Anlamı: Used in order to show which person, thing, place, or idea you think would be the best choice:

Türkçe Anlamı: Tercihen, öncelikli olarak

Örnek Cümle
Students must take two years of a foreign language, preferably English.
Öğrenciler iki yıl boyunca yabancı dil eğitimi almak zorundalar ve tercihen İngilizce.

Incompetently

İngilizce Anlamı: Not having the ability or skill to do a job properly

Türkçe Anlamı: Beceriksiz bir şekilde

Örnek Cümle
The new director managed the team incompetently.
Yeni teknik direktör takımı beceriksiz bir şeklide yönetti.

Faultlessly

İngilizce Anlamı: Without having any mistake

Türkçe Anlamı: Hatasız olarak

Örnek Cümle
Students finished the writing task faultlessly.
Öğrenciler hatasız olarak yazma ödevini bitirdiler.

Precisely

İngilizce Anlamı: Exactly and correctly

Türkçe Anlamı: Eksiksiz olarak, kusursuz olarak

Örnek Cümle
It is difficult to know precisely how much impact the changes will have.
Değişimlerin ne kadar etkili olabileceğini tam olarak bilebilmek mümkün değil.

Exceedingly

İngilizce Anlamı: Extremely

Türkçe Anlamı: Aşırı derecede, fazlasıyla

Örnek Cümle
Thank you. Youve been exceedingly kind.
Teşekkürler, Aşırı derecede naziktiniz.

Reluctantly

İngilizce Anlamı: Slowyş and unwillingly

Türkçe Anlamı: İsteksiz bir şekilde

Örnek Cümle
She smiled reluctantly.
İsteksiz bir şekilde gülümsedi

Extraordinarily

İngilizce Anlamı: Exteremely

Türkçe Anlamı: Olağanüstü bir şekilde, inanılmaz bir şekilde

Örnek Cümle
Kids were extraordinarily lucky.
Çocuklar inanılmaz bir şekilde şanslıydı.

Withdraw

İngilizce Anlamı: To stop taking part in an activity, belonging to an organization etc, or to make someone do this

Türkçe Anlamı: Geri almak, geri çekmek

Örnek Cümle
A knee injury forced her to withdraw from the competition.
Dizi sakatlanınca yarışmadan çekilmek zorunda kaldı.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 6