Sınav Kelimeleri Ders 11

Sınav Kelimeleri Ders 11
Extremely

İngilizce Anlamı: To a very great degree

Türkçe Anlamı: Aşırı, çok

Örnek Cümle
Earthquakes are extremely difficult to survive.
Depremde hayatta kalmak çok zordur.

Relatively

İngilizce Anlamı: Quite good/bad/etc. in comparison with other similar things or with what you expect

Türkçe Anlamı: Nispeten, oldukça

Örnek Cümle
There was relatively little argument.
Oldukça az tartışma vardı.

Dependently

İngilizce Anlamı: Needing the support of something or someone in order to continue existing or operating

Türkçe Anlamı: Başkasına bağımlı şekilde

Örnek Cümle
Babies grow dependently.
Bebekler başkasına bağımlı olarak büyürler.

Single-handedly

İngilizce Anlamı: Without any help from anyone else

Türkçe Anlamı: Yardımcısız olarak, tek başına

Örnek Cümle
She brought up three dogs single-handedly.
Yardımcısız olarak üç tane köpek büyüttü.

Responsively

İngilizce Anlamı: Reacting quickly, in a positive way

Türkçe Anlamı: Ani ve olumlu tepki vererek

Örnek Cümle
He couldnt answer the question responsively.
Soruyu hızlı ve doğru bir şekilde cevaplayamadı.

Improvement

İngilizce Anlamı: When something gets better or when you make it better

Türkçe Anlamı: Gelişme, geliştirme, ilerleme

Örnek Cümle
Theres been a big improvement in the my sons behaviour.
Oğlumun davranışlarında büyük bir gelişme var.

Reassessment

İngilizce Anlamı: To think about something again carefully in order to decide whether to change your opinion or judgment about it

Türkçe Anlamı: Yeniden değerlendirme

Örnek Cümle
This has caused them to reassess the way they approach their planning.
Bu, planlarına yaklaşım tarzlarını yeniden değerlendirmelerine sebep oldu.

Determination

İngilizce Anlamı: The ability to continue trying to do something, although it is very difficult

Türkçe Anlamı: Azim, kararlılık

Örnek Cümle
My brother shows great determination to learn French.
Kardeşim Fransızca öğrenme konusunda büyük bir azim gösteriyor.

Distinction

İngilizce Anlamı: A clear difference or separation between two similar things

Türkçe Anlamı: Ayırım, farklılık

Örnek Cümle
There is a clear distinction between languages spoken in the country.
Ülkede konuşulan diller arasında açık bir ayırım var.

Maintenance

İngilizce Anlamı: When something continues to exist or is not allowed to become less

Türkçe Anlamı: Devam ettirme, bakım

Örnek Cümle
Governments should provide maintenance of good living standards.
Hükümet, iyi yaşam standartlarının devamını sağlamalıdır.

Refer

İngilizce Anlamı: To mention or speak about someone or something

Türkçe Anlamı: Bahsetmek, ima etmek

Örnek Cümle
We agreed never to refer to the event again.
Olay hakkında bir daha konuşmama kararı aldık.

Obsess

İngilizce Anlamı: If something or someone obsesses you, or if you obsess about something or someone, you think about them all the time

Türkçe Anlamı: Aklına takılmak

Örnek Cümle
He used to obsess about his height.
Önceden, boyunu kafasına takardı.

Commit

İngilizce Anlamı: To do something illegal or something that is considered wrong

Türkçe Anlamı: İşlemek, kalkışmak

Örnek Cümle
He would be sent to prison for a crime that he hadnt commited.
İşlemediği bir suç yüzünden hapse girecekti.

Imply

İngilizce Anlamı: To suggest that something is true, without saying this directly

Türkçe Anlamı: İma etmek, kastetmek

Örnek Cümle
Are you implying that Im short?
Kısa olduğumu mu ima ediyorsun?

Mean

İngilizce Anlamı: To intend a particular meaning when you say something

Türkçe Anlamı: Anlamına gelmek, kastetmek

Örnek Cümle
Its very obvious what he means.
Neyi kastettiği gayet açık.

Spontaneous

İngilizce Anlamı: Happening or done in a natural, often sudden way, without any planning or without being forced

Türkçe Anlamı: Kendiliğinden olan, anında yapılan

Örnek Cümle
The people gave a spontaneous cheer.
İnsanlar birdenbire sevinç çığlıkları attı.

Precarious

İngilizce Anlamı: In a dangerous state because not safe or firmly fixed

Türkçe Anlamı: İstikrarsız, şüpheli, riskli

Örnek Cümle
Despite the treatment, his health remained precarious.
Tedaviye rağmen sağlık durumu riskli.

Competitive

İngilizce Anlamı: Determined or trying very hard to be more successful than other people or businesses

Türkçe Anlamı: Rekabetçi, hırslı

Örnek Cümle
Some Turkish industries are not as competitive as they were in the past.
Bazı Türk sanayileri eskiden oldukları kadar rekabetçi değil.

Reluctant

İngilizce Anlamı: Unwilling

Türkçe Anlamı: İsteksiz, gönülsüz

Örnek Cümle
She persuaded her reluctant brother to take a trip to Madrid with her.
İsteksiz kardeşini kendisiyle Madrid gezisine çıkmaya ikna etti.

Deliberate

İngilizce Anlamı: (often of something bad) Intentional or planned

Türkçe Anlamı: Kasti, bilerek

Örnek Cümle
The attack on him was quite deliberate.
Ona yapılan saldırı kasti idi.

Urgently

İngilizce Anlamı: Very important and needing to be dealt with immediately

Türkçe Anlamı: Acilen

Örnek Cümle
Water is urgently needed.
Acilen suya ihtiyaç var.

Notably

İngilizce Anlamı: Especially or most importantly

Türkçe Anlamı: Açıkça, bilhassa

Örnek Cümle
Some important doctors, notably Hippocrates, thought that diet was important.
Bazı önemli doktorlar, bilhassa Hipokrat, perhizin önemli olduğunu düşünüyordu.

Indifferently

İngilizce Anlamı: Not at all interested in someone or something

Türkçe Anlamı: Aldırışsızca, ilgisizce

Örnek Cümle
Sarah shrugged indifferently.
Sarah ilgisizce omuz silkti.

Elaborately

İngilizce Anlamı: Carefully planning and organizing in great detail

Türkçe Anlamı: Üzerinde dikkatle durarak

Örnek Cümle
I saw an elaborately carved wooden statue in the national park.
Milli parkta, dikkatlice oyulmuş tahtadan bir heykel gördüm.

Hardly

İngilizce Anlamı: Almost not

Türkçe Anlamı: Güçlükle, hemen hemen hiç

Örnek Cümle
The boy was so excited he could hardly speak.
Çocuk o kadar heyecanlıydı ki neredeyse konuşamıyordu.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 11