Extremely
İngilizce Anlamı: To a very great degree
Türkçe Anlamı: Aşırı, çok
Örnek
Cümle
Earthquakes are extremely difficult to survive.
Depremde hayatta kalmak çok zordur.
Relatively
İngilizce Anlamı: Quite good/bad/etc. in comparison with other similar things or with what you expect
Türkçe Anlamı: Nispeten, oldukça
Örnek
Cümle
There was relatively little argument.
Oldukça az tartışma vardı.
Dependently
İngilizce Anlamı: Needing the support of something or someone in order to continue existing or operating
Türkçe Anlamı: Başkasına bağımlı şekilde
Örnek
Cümle
Babies grow dependently.
Bebekler başkasına bağımlı olarak büyürler.
Single-handedly
İngilizce Anlamı: Without any help from anyone else
Türkçe Anlamı: Yardımcısız olarak, tek başına
Örnek
Cümle
She brought up three dogs single-handedly.
Yardımcısız olarak üç tane köpek büyüttü.
Responsively
İngilizce Anlamı: Reacting quickly, in a positive way
Türkçe Anlamı: Ani ve olumlu tepki vererek
Örnek
Cümle
He couldnt answer the question responsively.
Soruyu hızlı ve doğru bir şekilde cevaplayamadı.
Improvement
İngilizce Anlamı: When something gets better or when you make it better
Türkçe Anlamı: Gelişme, geliştirme, ilerleme
Örnek
Cümle
Theres been a big improvement in the my sons behaviour.
Oğlumun davranışlarında büyük bir gelişme var.
Reassessment
İngilizce Anlamı: To think about something again carefully in order to decide whether to change your opinion or judgment about it
Türkçe Anlamı: Yeniden değerlendirme
Örnek
Cümle
This has caused them to reassess the way they approach their planning.
Bu, planlarına yaklaşım tarzlarını yeniden değerlendirmelerine sebep oldu.
Determination
İngilizce Anlamı: The ability to continue trying to do something, although it is very difficult
Türkçe Anlamı: Azim, kararlılık
Örnek
Cümle
My brother shows great determination to learn French.
Kardeşim Fransızca öğrenme konusunda büyük bir azim gösteriyor.
Distinction
İngilizce Anlamı: A clear difference or separation between two similar things
Türkçe Anlamı: Ayırım, farklılık
Örnek
Cümle
There is a clear distinction between languages spoken in the country.
Ülkede konuşulan diller arasında açık bir ayırım var.
Maintenance
İngilizce Anlamı: When something continues to exist or is not allowed to become less
Türkçe Anlamı: Devam ettirme, bakım
Örnek
Cümle
Governments should provide maintenance of good living standards.
Hükümet, iyi yaşam standartlarının devamını sağlamalıdır.
Refer
İngilizce Anlamı: To mention or speak about someone or something
Türkçe Anlamı: Bahsetmek, ima etmek
Örnek
Cümle
We agreed never to refer to the event again.
Olay hakkında bir daha konuşmama kararı aldık.
Obsess
İngilizce Anlamı: If something or someone obsesses you, or if you obsess about something or someone, you think about them all the time
Türkçe Anlamı: Aklına takılmak
Örnek
Cümle
He used to obsess about his height.
Önceden, boyunu kafasına takardı.
Commit
İngilizce Anlamı: To do something illegal or something that is considered wrong
Türkçe Anlamı: İşlemek, kalkışmak
Örnek
Cümle
He would be sent to prison for a crime that he hadnt commited.
İşlemediği bir suç yüzünden hapse girecekti.
Imply
İngilizce Anlamı: To suggest that something is true, without saying this directly
Türkçe Anlamı: İma etmek, kastetmek
Örnek
Cümle
Are you implying that Im short?
Kısa olduğumu mu ima ediyorsun?
Mean
İngilizce Anlamı: To intend a particular meaning when you say something
Türkçe Anlamı: Anlamına gelmek, kastetmek
Örnek
Cümle
Its very obvious what he means.
Neyi kastettiği gayet açık.
Spontaneous
İngilizce Anlamı: Happening or done in a natural, often sudden way, without any planning or without being forced
Türkçe Anlamı: Kendiliğinden olan, anında yapılan
Örnek
Cümle
The people gave a spontaneous cheer.
İnsanlar birdenbire sevinç çığlıkları attı.
Precarious
İngilizce Anlamı: In a dangerous state because not safe or firmly fixed
Türkçe Anlamı: İstikrarsız, şüpheli, riskli
Örnek
Cümle
Despite the treatment, his health remained precarious.
Tedaviye rağmen sağlık durumu riskli.
Competitive
İngilizce Anlamı: Determined or trying very hard to be more successful than other people or businesses
Türkçe Anlamı: Rekabetçi, hırslı
Örnek
Cümle
Some Turkish industries are not as competitive as they were in the past.
Bazı Türk sanayileri eskiden oldukları kadar rekabetçi değil.
Reluctant
İngilizce Anlamı: Unwilling
Türkçe Anlamı: İsteksiz, gönülsüz
Örnek
Cümle
She persuaded her reluctant brother to take a trip to Madrid with her.
İsteksiz kardeşini kendisiyle Madrid gezisine çıkmaya ikna etti.
Deliberate
İngilizce Anlamı: (often of something bad) Intentional or planned
Türkçe Anlamı: Kasti, bilerek
Örnek
Cümle
The attack on him was quite deliberate.
Ona yapılan saldırı kasti idi.
Urgently
İngilizce Anlamı: Very important and needing to be dealt with immediately
Türkçe Anlamı: Acilen
Örnek
Cümle
Water is urgently needed.
Acilen suya ihtiyaç var.
Notably
İngilizce Anlamı: Especially or most importantly
Türkçe Anlamı: Açıkça, bilhassa
Örnek
Cümle
Some important doctors, notably Hippocrates, thought that diet was important.
Bazı önemli doktorlar, bilhassa Hipokrat, perhizin önemli olduğunu düşünüyordu.
Indifferently
İngilizce Anlamı: Not at all interested in someone or something
Türkçe Anlamı: Aldırışsızca, ilgisizce
Örnek
Cümle
Sarah shrugged indifferently.
Sarah ilgisizce omuz silkti.
Elaborately
İngilizce Anlamı: Carefully planning and organizing in great detail
Türkçe Anlamı: Üzerinde dikkatle durarak
Örnek
Cümle
I saw an elaborately carved wooden statue in the national park.
Milli parkta, dikkatlice oyulmuş tahtadan bir heykel gördüm.
Hardly
İngilizce Anlamı: Almost not
Türkçe Anlamı: Güçlükle, hemen hemen hiç
Örnek
Cümle
The boy was so excited he could hardly speak.
Çocuk o kadar heyecanlıydı ki neredeyse konuşamıyordu.