Sınav Kelimeleri Ders 10

Sınav Kelimeleri Ders 10
Discovery

İngilizce Anlamı: a fact or thing that someone finds out about, when it was not known about before

Türkçe Anlamı: Buluş, keşif

Örnek Cümle
Leonardo made many scientific discoveries.
Leonardo birçok bilimsel keşif yapmıştır.

Display

İngilizce Anlamı: An arrangement of things for people to look at or buy

Türkçe Anlamı: Sergilemek, sergi

Örnek Cümle
Family photographs were displayed in the saloon.
Aile fotoğrafları salonda sergilendi.

Occasion

İngilizce Anlamı: Special event

Türkçe Anlamı: Önemli gün, önemli olay

Örnek Cümle
I have a suit and I only wear it on special occasions.
Bir takım elbisem var ve onu sadece özel günlerde giyiyorum.

Approval

İngilizce Anlamı: When a plan, decision, or person is officially accepted

Türkçe Anlamı: Onaylama, tasdik

Örnek Cümle
A company cannot be sold without the approval of shareholders.
Şirket, ortakların onayı olmadan satılamaz.

Account

İngilizce Anlamı: A written or spoken description that says what happens in an event or process

Türkçe Anlamı: Açıklamak

Örnek Cümle
He was too shocked to give an account of what had happened.
O kadar büyük bir şoktaydı ki ne olup bittiğini açıklayamadı.

Resistance

İngilizce Anlamı: When something or someone resists

Türkçe Anlamı: Direnç, tahammül

Örnek Cümle
Government troops offered no resistance to the rebels.
Hükümet güçleri isyancılara hiçbir direnç göstermedi.

Involvement

İngilizce Anlamı: The act of taking part in an activity or event, or the way in which you take part in it

Türkçe Anlamı: Dahil olma, karışma

Örnek Cümle
School officials state that they welcome parental involvement.
Okul yönetimi, ebeveynlerin müdahil olmasını hoş karşıladıklarını bildirdi.

Confinement

İngilizce Anlamı: The act of putting someone in a room, prison etc that they are not allowed to leave, or the state of being there

Türkçe Anlamı: Hapsetme

Örnek Cümle
They were held in confinement for two months.
İki ay süreyle hapsedildiler.

Exposure

İngilizce Anlamı: When someone experiences something or is affected by it because they are in a particular situation or place

Türkçe Anlamı: Maruz kalma

Örnek Cümle
You should always limit your exposure to the light.
Işığa maruz kaldığın süreyi kısıtlamalısın.

Implication

İngilizce Anlamı: When you seem to suggest something without saying it directly

Türkçe Anlamı: İma, çıkarım

Örnek Cümle
She accused the party leader by implication.
Parti liderini ima ederek suçladı.

Conceited

İngilizce Anlamı: Someone who is conceited thinks they are very clever, skilful, beautiful

Türkçe Anlamı: Burnu büyük, kibirli

Örnek Cümle
Without wishing to sound conceited, I am the best salesperson in the store.
Kibirli gibi görünmek istemem ama bu mağazadaki en iyi satış elemanı benim.

Sufficient

İngilizce Anlamı: Enough for a particular purpose

Türkçe Anlamı: Yeterli, elverişli

Örnek Cümle
They need sufficient time to deal with the problem.
Sorunu çözebilmek için yeterli zamana ihtiyaçları var.

Vulnerable

İngilizce Anlamı: Able to be easily physically, emotionally, or mentally hurt, influenced or attacked

Türkçe Anlamı: Kolay incinir, hassas

Örnek Cümle
He took advantage of me when I was at my most vulnerable.
En hassas olduğum zaman benden faydalandı.

Informative

İngilizce Anlamı: Providing a lot of useful information

Türkçe Anlamı: Bilgilendirici, aydınlatıcı

Örnek Cümle
This is an interesting and highly informative documentary.
Bu, ilginç ve yüksek derecede bilgilendirici bir belgesel.

Critical

İngilizce Anlamı: Extremely serious

Türkçe Anlamı: Ciddi, kritik

Örnek Cümle
The fighting has stopped, but the situation is still critical.
Çatışma durdu fakat durum hala ciddiyetini koruyor.

Publicized

İngilizce Anlamı: To make information about something generally available

Türkçe Anlamı: Reklamı yapılan

Örnek Cümle
The event was well publicized all over city.
Olayın reklamı tüm şehirde gayet iyi yapılmıştı.

Priced

İngilizce Anlamı: Something that has certain price

Türkçe Anlamı: Ücretlendirilmiş

Örnek Cümle
These apartments are high-priced.
Bu apartmanlar yüksek fiyatlı.

Curtailed

İngilizce Anlamı: Something that is reduced or limited

Türkçe Anlamı: Kısa kesilmiş, azaltılmış

Örnek Cümle
A curtailed holiday was a nightmare for me.
Kısa kesilmiş bir tatil benim için bir kabustu.

Expanded

İngilizce Anlamı: Something that becomes larger in size, number, or amount

Türkçe Anlamı: Açılmış, genişletilmiş

Örnek Cümle
Water becomes expanded as it freezes.
Su donarken genişler.

Confirmed

İngilizce Anlamı: Describes someone who has had a particular habit or way of life for a long time and is unlikely to change

Türkçe Anlamı: Bağımlı, tiryaki

Örnek Cümle
My uncle is a confirmed smoker.
Amcam bir sigara tiryakisidir.

Infectiously

İngilizce Anlamı: When illness, feeling or laughter pass from one person to another

Türkçe Anlamı: Bulaşıcı bir şekilde

Örnek Cümle
The illness is spreading all the country infectiously.
Hastalık bulaşıcı bir şekilde tüm yurda yayılıyor.

Recklessly

İngilizce Anlamı: Not caring or worrying about the possible bad or dangerous results of your actions

Türkçe Anlamı: Dikkatsizce, düşünmeden

Örnek Cümle
She ran into the burning house recklessly.
Yanan eve hiç düşünmeden koştu.

Considerably

İngilizce Anlamı: Much or a lot

Türkçe Anlamı: Bir hayli, epeyce

Örnek Cümle
Hes considerably thinner than he was.
Önceden olduğundan bir hayli daha zayıf.

Restrictively

İngilizce Anlamı: Limiting the freedom of someone or preventing something from growing

Türkçe Anlamı: Sınırlayıcı bir biçimde

Örnek Cümle
The teacher treats so restrictively that he doesnt let us speak in class.
Öğretmen o kadar sınırlayıcı davranıyor ki sınıfta konuşmamıza bile izin vermiyor.

Conscientiously

İngilizce Anlamı: Careful to do everything that it is your job or duty to do

Türkçe Anlamı: İnsaflıca, özenle

Örnek Cümle
Think conscientiously and dont let that little puppy go out!
İnsaflıca düşün ve o küçük yavru köpeğin gitmesine izin verme!

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 10