Sınav Kelimeleri Ders 34

Sınav Kelimeleri Ders 34
Attempt

İngilizce Anlamı: To try to do something, especially something difficult

Türkçe Anlamı: Girişimde bulunmak, teşebbüs etmek

Örnek Cümle
He attempted a joke, but only a child laughed.
Espri yapma girişiminde bulundu ama sadece bir çocuk güldü.

Undertake

İngilizce Anlamı: To accept that you are responsible for a piece of work, and start to do it

Türkçe Anlamı: Üstlenmek, yüklenmek

Örnek Cümle
Two professors undertook the task of writing a English dictionary.
İki profesör İngilizce sözlük yazma işini üstlendi.

Magnify

İngilizce Anlamı: To make a problem bigger and more important than it really is

Türkçe Anlamı: Abartmak, büyütmek

Örnek Cümle
News bulletin magnified the car accident.
Haber bülteni, kaza haberini abarttı.

Replace

İngilizce Anlamı: To take the place of something, or to put something or someone in the place of something or someone else

Türkçe Anlamı: Yerine geçmek, yerine koymak

Örnek Cümle
Tourism has replaced agriculture in some regions of the country.
Ülkenin bazı bölgelerinde turizm tarımın yerini alıyor.

Exert

İngilizce Anlamı: To use something such as authority, power, influence, etc. in order to make something happen

Türkçe Anlamı: Kullanmak(güç), sarfetmek, uygulamak

Örnek Cümle
Managers who exert considerable pressure on their staff to work extra hours must be ascertained.
Fazladan çalışmaları için elemanlarına büyük baskı uygulayan yöneticiler tespit edilmeli.

Degree

İngilizce Anlamı: Amount or level of something

Türkçe Anlamı: Aşama, derece, seviye

Örnek Cümle
This job demands a high degree of communicative skill.
Bu iş yüksek seviyede iletişim becerisi gerektiriyor.

Solution

İngilizce Anlamı: A way of solving a problem or dealing with a difficult situation

Türkçe Anlamı: Çözüm, çözelti

Örnek Cümle
We should find a peaceful solution.
Barışçıl bir çözüm bulmalıyız.

Cure

İngilizce Anlamı: Something that makes someone with an illness healthy again

Türkçe Anlamı: Tedavi, çare

Örnek Cümle
Theres still no cure for some diseases.
Bazı hastalıkların hala bir tedavisi yok.

Reversal

İngilizce Anlamı: When something changes to its opposite

Türkçe Anlamı: Tersine çevirme, tersine dönmek

Örnek Cümle
A sudden reversal of government policy drew reaction.
Hükümet politikasının tersine dönmesi tepki çekti.

Relief

İngilizce Anlamı: A feeling of happiness that something unpleasant has not happened or has ended

Türkçe Anlamı: Rahatlama

Örnek Cümle
After the exams, I will feel a sense of relief.
Sınavlardan sonra rahatlama hissedeceğim.

Precisely

İngilizce Anlamı: Exactly

Türkçe Anlamı: Tam olarak, kusursuzca

Örnek Cümle
She will arrive at precisely 5 oclock.
Saat tam 5te varmış olacak.

Crucially

İngilizce Anlamı: Vitally; critically

Türkçe Anlamı: Çok önemli bir şekilde

Örnek Cümle
Crucially, the bank has rejected the proposal.
Çok önemli olarak, banka teklifi reddetti.

Potentially

İngilizce Anlamı: Possibly

Türkçe Anlamı: İmkan dahilinde, potansiyel olarak

Örnek Cümle
Going there alone is a potentially dangerous situation.
Oraya yalnız gitmek potensiyel olarak tehlikeli bir durum.

Preferably

İngilizce Anlamı: If possible

Türkçe Anlamı: Tercihen

Örnek Cümle
Students must take two years of a foreign language, preferably English.
Öğrenciler, tercihen İngilizce olarak, iki yıllık yabancı dil kursu almalılar.

Forcefully

İngilizce Anlamı: Using physical force

Türkçe Anlamı: Zor kullanarak, zorla

Örnek Cümle
They threatened rich businessman forcefully.
Zengin işadamını zor kullanarak tehdit ettiler.

Decisive

İngilizce Anlamı: Able to make decisions quickly and confidently, or showing this quality

Türkçe Anlamı: Karalı, azimli

Örnek Cümle
His decisive reply made us think twice.
Verdiği kararlı cevap bizi iki kez düşündürttü.

Significant

İngilizce Anlamı: Important or noticeable

Türkçe Anlamı: Önemli, kayda değer

Örnek Cümle
You should inform us immediately if there are any significant changes in your plans.
Planımızda herhangi önemli bir değişiklik olursa bizi derhal haberdar etmen gerekiyor.

Compulsive

İngilizce Anlamı: Doing something a lot and unable to stop doing it

Türkçe Anlamı: Mecburi, zorlayıcı, dürtü etkisiyle yapılan

Örnek Cümle
Compulsive overspending has become more common.
Dürtü ile yapılan fazla harcamalar daha yaygın hale geldi.

Previous

İngilizce Anlamı: Having happened or existed before the event, time, or thing that you are talking about now

Türkçe Anlamı: Önceki

Örnek Cümle
He has a son from a previous marriage.
Önceki evliliğinden bir oğlu var.

Alien

İngilizce Anlamı: Coming from a different country, race, or group; foreign

Türkçe Anlamı: Başka yerden gelen, yabancı

Örnek Cümle
It is difficult to adapt an alien culture.
Yabancı bir kültüre adapte olmak zordur.

Compensate

İngilizce Anlamı: To pay someone money in exchange for something that has been lost or damaged or for some problem

Türkçe Anlamı: Tazmin etmek, telafi etmek

Örnek Cümle
Victims of the terror will be compensated for their damages.
Terör kurbanlarının zararları tazmin edilecek.

Account

İngilizce Anlamı: a written or spoken description that says what happens in an event or process

Türkçe Anlamı: Açıklamak

Örnek Cümle
He was too shocked to give an account of what had happened.
O kadar büyük bir şoktaydı ki ne olup bittiğini açıklayamadı.

Request

İngilizce Anlamı: To ask for something politely or officially

Türkçe Anlamı: Rica etmek, talep etmek, istemek

Örnek Cümle
You have to request permission if you want to go out.
Dışarı çıkmak için izin istemek zorundasın.

Ensure

İngilizce Anlamı: To make something certain to happen

Türkçe Anlamı: Emin olmak, sağlamak

Örnek Cümle
They should ensure the safety of competitors.
Yarışmacıların güvenliğini sağlamalılar.

Exchange

İngilizce Anlamı: When you give something to someone and they give you something else

Türkçe Anlamı: Bozdurmak(para), değiş tokuş etmek, alıp vermek

Örnek Cümle
Christians exchange gifts at Christmas.
Hristiyanlar, yılbaşında hediye alıp verirler.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 34