Sınav Kelimeleri Ders 20

Sınav Kelimeleri Ders 20
Expand

İngilizce Anlamı: To increase in size, number or importance, or to make something increase in this way

Türkçe Anlamı: Genişlemek, genişletmek

Örnek Cümle
The air expands when heated.
Hava, ısıtıldığında, genleşir.

Consult

İngilizce Anlamı: To get information or advice from a person, book, etc. with special knowledge on a particular subject

Türkçe Anlamı: Başvurmak, danışmak

Örnek Cümle
If the symptoms get worse, you should consult your doctor.
Semptomlar kötüleşirse doktoruna başvurman gerekiyor.

Improve

İngilizce Anlamı: To make something better, or to become better

Türkçe Anlamı: Geliştirmek, ilerletmek

Örnek Cümle
We organize a course for students to improve their English.
Öğrencilerin İngilizcesini geliştirmek için kurs düzenliyoruz.

Provide

İngilizce Anlamı: To give someone something that they need

Türkçe Anlamı: Sağlamak, temin etmek

Örnek Cümle
The government will provide a shelter for poor people in this area.
Hükümet, bu bölgede fakirler için kalacak yer temin edecek.

Respect

İngilizce Anlamı: To admire someone because they have high standards and good qualities such as fairness and honesty

Türkçe Anlamı: Saygı göstermek, hürmet etmek

Örnek Cümle
She respected him for his kindness.
Kibarlığı için ona saygı duyuyor.

Raise

İngilizce Anlamı: To lift something to a higher position, to cause something to increase or become bigger, better, higher, etc.

Türkçe Anlamı: Artırmak, yükseltmek, kaldırmak

Örnek Cümle
The boss plans to raise salaries.
Patron, maaşları artırmayı planlıyor.

Attain

İngilizce Anlamı: To reach or succeed in getting something; to achieve

Türkçe Anlamı: Elde etmek, erişmek, başarmak

Örnek Cümle
He has attained the highest grade in his math exams.
Matematik sınavlarında en yüksek notu almayı başardı.

Cast

İngilizce Anlamı: If a snake casts its skin, the outer layer of old skin comes off its body.

Türkçe Anlamı: Dökmek(deri, tırnak, kabuk, tüy)

Örnek Cümle
I have never watched a snake while it is casting.
Hayatımda hiç yılanı deri dökerken izlemedim.

Allude

İngilizce Anlamı: To mention someone or something without talking about them directly

Türkçe Anlamı: Anıştırmak, dokundurmak, ima etmek

Örnek Cümle
She mentioned some trouble at home and I guessed she was alluding to her daughter.
Evdeki bazı sıkıntılardan bahsetti ve sanırım kızını ima etti.

Accomplish

İngilizce Anlamı: To succeed in doing something, especially after trying very hard

Türkçe Anlamı: Başarıyla tamamlamak

Örnek Cümle
The students accomplished the task in five minutes.
Öğrenciler alıştırmayı beş dakikada tamamladılar.

Cruise

İngilizce Anlamı: A journey on a large ship for pleasure, during which you visit several places

Türkçe Anlamı: Ağır ağır gitmek, dolaşmak(gemiyle)

Örnek Cümle
We were cruising in the Caribbean all summer.
Tüm yaz boyunca Karayiplerde gemiyle dolaştık.

Spread

İngilizce Anlamı: If something spreads or is spread, it becomes larger or moves so that it affects more people or a larger area

Türkçe Anlamı: Yaymak, yayılmak

Örnek Cümle
The fire spread very rapidly because of the wind.
Yangın, rüzgar yüzünden hızla yayıldı.

Flow

İngilizce Anlamı: To move in one direction, especially continuously and easily

Türkçe Anlamı: Akmak

Örnek Cümle
Lava is flowing down the hillside.
Lavlar yamaçtan aşağıya akıyor.

Conduct

İngilizce Anlamı: To organize and perform a particular activity

Türkçe Anlamı: İdare etmek, yönetmek, yürütmek

Örnek Cümle
The experiments were conducted by scientists in Berlin.
Deneyler bilimadamları tarafından Berlinde yürütülüyor.

Cover

İngilizce Anlamı: To put or spread something over something, or to lie on the surface of something

Türkçe Anlamı: Kaplamak, örtmek

Örnek Cümle
Snow will cover the hillside in a week.
Bir hafta içinde kar dağ yamacını kaplamış olacak.

Lonesome

İngilizce Anlamı: Lonely

Türkçe Anlamı: Yapayalnız, ıssız

Örnek Cümle
When I saw her, she was just sitting there all by her lonesome.
Onu gördüğümde, yapayalnız orda öylece oturuyordu.

Fast

İngilizce Anlamı: Moving or happening quickly, or able to move or happen quickly

Türkçe Anlamı: Hızlı

Örnek Cümle
My brother is a fast swimmer.
Kardeşim hızlı bir yüzücüdür.

Reckless

İngilizce Anlamı: Doing something dangerous and not worrying about the risks and the possible results

Türkçe Anlamı: Kayıtsız, pervasız, umursamaz, dikkatsiz

Örnek Cümle
He was found guilty of reckless hunting.
Dikkatsiz avlanmaktan suçlu bulundu.

Slippery

İngilizce Anlamı: Wet, smooth or oily so that it slides easily or causes something to slide

Türkçe Anlamı: Kaygan

Örnek Cümle
I fell down on a slippery floor.
Kaygan zeminde yere düştüm.

Stagnant

İngilizce Anlamı: (of water or air) Not flowing or moving, and smelling unpleasant

Türkçe Anlamı: Durgun, akmaz

Örnek Cümle
Nowadays, our economy is stagnant.
Bu aralar ekonomimiz durgun.

Sparsely

İngilizce Anlamı: In a way that is existing only in small amounts

Türkçe Anlamı: Seyrek olarak

Örnek Cümle
This area of the country is sparsely populated.
Ülkenin bu bölgesinde seyrek olarak yerleşilmiş.

Nearly

İngilizce Anlamı: Almost, or not completely

Türkçe Anlamı: Neredeyse, hemen hemen

Örnek Cümle
Its been nearly three months since our last dinner together.
Beraber olduğumuz son akşam yemeğinden beri neredeyse üç ay geçti.

Primarily

İngilizce Anlamı: Mainly

Türkçe Anlamı: Öncelikle, esasen

Örnek Cümle
The advertisement is aimed primarily at women.
Reklamlar, esasen kadınları hedef alıyor.

Suitably

İngilizce Anlamı: In an acceptable or right way

Türkçe Anlamı: Uygunca

Örnek Cümle
You should dress suitably for your brothers wedding.
Kardeşinin düğünü için uygun şekilde giyinmelisin.

Efficiently

İngilizce Anlamı: In an effective way

Türkçe Anlamı: Etkili biçimde

Örnek Cümle
She runs the company very efficiently.
Şirketi çok etkili bir şekilde yönetiyor.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 20