Sınav Kelimeleri Ders 36

Sınav Kelimeleri Ders 36
Worldwide

İngilizce Anlamı: Existing or happening in all parts of the world

Türkçe Anlamı: Dünya çapında

Örnek Cümle
We have branch offices in over 40 countries worldwide.
Dünya çapında 40dan fazla ülkede şubemiz var.

Substantial

İngilizce Anlamı: Large in size, value or importance

Türkçe Anlamı: Miktarda/sayıca azımsanmayacak, önemli

Örnek Cümle
He inherited a substantial fortune from her grandfather.
Büyükbabasından azımsanmayacak bir mirasa kondu.

Aware

İngilizce Anlamı: Knowing that something exists, or having knowledge or experience of a particular thing

Türkçe Anlamı: Farkında, haberdar

Örnek Cümle
I wasnt even aware that he was sick.
Hasta olduğunun bile farkında değildim.

Commonplace

İngilizce Anlamı: Happening often or often seen or experienced and so not considered to be special

Türkçe Anlamı: Sıradan, klişe, olağan

Örnek Cümle
Theft is commonplace in this part of city.
Şehrin bu bölgesinde hırsızlık olağan bir şey.

Liable

İngilizce Anlamı: Having (legal) responsibility for something or someone

Türkçe Anlamı: Sorumlu, yükümlü

Örnek Cümle
The law holds parents liable if a child commits.
Çocuk suç işlerse, kanunlar ailesini sorumlu tutuyor.

Almost

İngilizce Anlamı: Nearly

Türkçe Anlamı: Hemen hemen, neredeyse

Örnek Cümle
Shes almost fourty.
Hemen hemen kırkında var.

Fairly

İngilizce Anlamı: If you do something fairly, you do it in a way which is right and reasonable and treats people equally

Türkçe Anlamı: Adil bir şekilde, dosdoğru

Örnek Cümle
The election will be carried out fairly.
Seçim adil bir şekilde yapılacak.

Respectively

İngilizce Anlamı: In the same order as the things you have just mentioned

Türkçe Anlamı: Anılan sıraya göre, sırasıyla

Örnek Cümle
The pencil and rubber cost £5 and £3 respectively.
Kalem ve silgi sırasıyla beş ve üç pound.

Initially

İngilizce Anlamı: At the beginning

Türkçe Anlamı: Başta, öncelikli olarak

Örnek Cümle
Initially, I thought I would only stay here a month.
Başta, burada bir ay kalmayı düşündüm.

Extensively

İngilizce Anlamı: In a way that is large in size, amount, or degree

Türkçe Anlamı: Kapsamlı olarak, geniş ölçüde

Örnek Cümle
The villa was extensively rebuilt after the fire.
Villa, yangından sonra büyük ölçüde yeniden inşa edilmiş.

Assign

İngilizce Anlamı: To give a particular job or piece of work to someone

Türkçe Anlamı: Atamak, görev vermek

Örnek Cümle
Ive been assigned the task of looking after the newborn babies.
Bana, yeni doğmuş bebeklere bakma görevi verildi.

Maintain

İngilizce Anlamı: To continue to have; to keep in existence, or not allow to become less

Türkçe Anlamı: Devam ettirmek, sürdürmek

Örnek Cümle
We have plans to maintain.
Sürdürmemiz gereken planlarımız var.

Enact

İngilizce Anlamı: To perform a story or play

Türkçe Anlamı: Sahneye koymak, sahnelemek

Örnek Cümle
The stories are enacted using music.
Hikayeler, müzik ile sahneleniyor.

Seize

İngilizce Anlamı: To take something quickly and keep or hold it

Türkçe Anlamı: Kapmak, yakalamak, yapışmak

Örnek Cümle
Suddenly the baby seized my hand.
Bebek, birdenbire elime yapıştı.

Conduct

İngilizce Anlamı: To organize and perform a particular activity

Türkçe Anlamı: İdare etmek, yönetmek, yürütmek

Örnek Cümle
The experiments were conducted by scientists in Berlin.
Deneyler bilimadamları tarafından Berlinde yürütülüyor.

Participation

İngilizce Anlamı: When you take part or become involved in something

Türkçe Anlamı: İştirak, katılım

Örnek Cümle
I want to thank our guests for their participation.
İştiraklerinden dolayı misafirlerimize teşekkür etmek istiyorum.

Despair

İngilizce Anlamı: The feeling that there is no hope and that you can do nothing to improve a difficult or worrying situation

Türkçe Anlamı: Umutsuzluk, çaresizlik

Örnek Cümle
Their second year without rain drove farmers to despair.
Yağmursuz geçen ikinci yıl çiftçileri umutsuzluğu düşürdü.

Corruption

İngilizce Anlamı: Dishonest, illegal, or immoral behaviour, especially from someone with power

Türkçe Anlamı: Yolsuzluk, ahlaksızlık

Örnek Cümle
Political corruption is common worlwide.
Siyasi yolsuzluklar dünya çapında olağan bir durum.

Dislike

İngilizce Anlamı: To not like someone or something

Türkçe Anlamı: Hoşlanmamak, sevmemek

Örnek Cümle
I dislike walking in the rain.
Yağmurda yürümeyi hiç sevmem.

Certainty

İngilizce Anlamı: Something which cannot be doubted

Türkçe Anlamı: Kesinlik, katiyet

Örnek Cümle
Theres no certainty that hell come.
Geleceğine dair kesin bir şey yok.

Internal

İngilizce Anlamı: Existing or happening inside a person, object, organization, place or country

Türkçe Anlamı: Dahili, iç

Örnek Cümle
First, we should expose our products in internal markets.
Önce, ürünlerimizi iç pazarlarda sergilemeliyiz.

Reasonable

İngilizce Anlamı: Fair and sensible

Türkçe Anlamı: Makul, akla uygun

Örnek Cümle
It was not a reasonable question.
Makul bir soru değildi.

Stable

İngilizce Anlamı: Firmly fixed or not likely to move or change

Türkçe Anlamı: Durağan, istikrarlı

Örnek Cümle
Some children dont like a stable environment.
Bazı çocuklar durağan bir ortamı sevmez.

Arrogant

İngilizce Anlamı: Unpleasantly proud and behaving as if you are more important than, or know more than, other people

Türkçe Anlamı: Kibirli, küstah

Örnek Cümle
My father found my friend arrogant and rude.
Babam, arkadaşımı kibirli ve kaba buldu.

Versatile

İngilizce Anlamı: Able to change easily from one activity to another or able to be used for many different purposes

Türkçe Anlamı: Çok yönlü, çok amaçlı

Örnek Cümle
The potato is so versatile vegetable that you can use it in many meals.
Patates o kadar çok yönlü bir sebze ki çoğu yemekte kullanabilirsin.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 36