Sınav Kelimeleri Ders 32

Sınav Kelimeleri Ders 32
Probable

İngilizce Anlamı: Likely to be true or likely to happen

Türkçe Anlamı: Muhtemel, olası

Örnek Cümle
The probable cause of his death was heart attack.
Olası ölüm nedeni kalp krizi idi.

Intense

İngilizce Anlamı: Having a very strong effect or felt very strongly

Türkçe Anlamı: Aşırı, şiddetli, ciddi(kimse)

Örnek Cümle
Intense cold delayed the match yesterday.
Aşırı soğuk dün maçı erteletti.

Preventive

İngilizce Anlamı: Intended to stop something before it happens

Türkçe Anlamı: Önleyici, engelleyici

Örnek Cümle
The ministry should apply preventive health programs.
Bakanlık, önleyici sağlık programları uygulamalı.

Occasional

İngilizce Anlamı: Not happening or done often or regularly

Türkçe Anlamı: Arasıra, nadiren olan

Örnek Cümle
I play the occasional game of basketball.
Arasıra basketbol oynarım.

Excess

İngilizce Anlamı: Extra

Türkçe Anlamı: Ek, fazla, ekstra

Örnek Cümle
You should cut excess fat from the meat.
Etteki fazla yağı almalısın.

Together

İngilizce Anlamı: With each other

Türkçe Anlamı: Beraber, birlikte

Örnek Cümle
Theyve decided to spend holiday together.
Tatili birlikte geçirme kararı aldılar.

Readily

İngilizce Anlamı: Quickly, immediately, willingly or without any problem

Türkçe Anlamı: Canı gönülden, hemen, derhal

Örnek Cümle
He readily agreed to come.
Gelmeyi canı gönülden kabul etti.

Exactly

İngilizce Anlamı: Used to emphasize that a number, amount, or piece of information is or should be completely correct in every detail

Türkçe Anlamı: Tamamen, tamı tamına

Örnek Cümle
The journey will take exactly four hours.
Gezi tam dört saat sürecek.

Fairly

İngilizce Anlamı: If you do something fairly, you do it in a way which is right and reasonable and treats people equally

Türkçe Anlamı: Adil bir şekilde, dosdoğru

Örnek Cümle
The election will be carried out fairly.
Seçim adil bir şekilde yapılacak.

Well

İngilizce Anlamı: In a successful or satisfactory way

Türkçe Anlamı: Çok iyi, hayli

Örnek Cümle
She can speak French very well.
Çok iyi Fransızca konuşabiliyor.

Prescribe

İngilizce Anlamı: To tell someone what they must have or do; to give something as a rule

Türkçe Anlamı: Reçete yazmak, öngörmek, kural koymak

Örnek Cümle
The law prescribes that all children must go to primary school.
Yasa tüm çocukların ilkokula gitmesini öngörüyor.

Confirm

İngilizce Anlamı: To show that something is definitely true, especially by providing more proof

Türkçe Anlamı: Onaylamak, doğrulamak, tasdik etmek

Örnek Cümle
New evidence has confirmed that he was killed by his brother.
Bulunan yeni kanıt, kardeşi tarafından öldürüldüğünü doğruladı.

Disturb

İngilizce Anlamı: To make someone feel worried or upset

Türkçe Anlamı: Rahatsız etmek

Örnek Cümle
Some scenes are violent and may disturb children.
Bazı sahneler şiddet içerikli ve çocukları rahatsız edebilir.

Regret

İngilizce Anlamı: A feeling of sadness about something sad or wrong or about a mistake that you have made, and a wish that it could have been different and better

Türkçe Anlamı: Pişman olmak

Örnek Cümle
I left school at 16 but I dont regret.
16 yaşında okulu bıraktım ama pişman değilim.

Deduce

İngilizce Anlamı: To reach an answer or a decision by thinking carefully about the known facts

Türkçe Anlamı: Anlamak, çıkarım yapmak

Örnek Cümle
What can you deduce from this passage?
Bu parçadan ne çıkarım yapabilirsin?

Deficit

İngilizce Anlamı: The difference between the amount of something that you have and the higher amount that you need

Türkçe Anlamı: Hesap açığı, eksiklik

Örnek Cümle
The UKs deficit in manufactured goods fell slightly in the last five months.
İngilterenin sanayi ürünlerindeki açığı son beş aydır az miktarda düşüyor.

Restriction

İngilizce Anlamı: A rule or law that limits or controls what people can do

Türkçe Anlamı: Kısıtlama, sınırlama

Örnek Cümle
You should obey 50 mph speed restriction on this road.
Bu yolda 50km hız sınırlamasına uymalısın.

Rate

İngilizce Anlamı: The speed at which something happens or changes, or the amount or number of times it happens or changes in a particular period

Türkçe Anlamı: Oran

Örnek Cümle
There is a rapid increase in the divorce rate.
Boşanma oranında hızlı bir artış var.

Allocation

İngilizce Anlamı: The amount or share of something that has been allocated for a particular purpose

Türkçe Anlamı: Hisse, pay

Örnek Cümle
The commission will analyze the allocation of funds to universities.
Komisyon, üniversitelerin fon paylarını inceleyecek.

Asset

İngilizce Anlamı: A useful or valuable quality, skill or person

Türkçe Anlamı: Değerli şey, varlık

Örnek Cümle
His eyes are his best asset.
Gözleri en değerli varlığı.

Reluctant

İngilizce Anlamı: Unwilling

Türkçe Anlamı: İsteksiz, gönülsüz

Örnek Cümle
She persuaded her reluctant brother to take a trip to Madrid with her.
İsteksiz kardeşini kendisiyle Madrid gezisine çıkmaya ikna etti.

Emotional

İngilizce Anlamı: Relating to your feelings or how you control them

Türkçe Anlamı: Dokunaklı, duygusal

Örnek Cümle
Emotional development is an important part of child development.
Duygusal gelişim, çocuk gelişiminin önemli bir parçasıdır.

Relentless

İngilizce Anlamı: Continuing in a severe or extreme way

Türkçe Anlamı: Acımasız, insafsız, sonu gelmeyen

Örnek Cümle
The relentless crying of a small baby drove me crazy.
Bebeğin sürekli ağlaması beni deli etti.

Crucial

İngilizce Anlamı: Extremely important or necessary

Türkçe Anlamı: Çok önemli, elzem

Örnek Cümle
Her participation has been crucial to the projects success.
Onun katılımı projenin başarısı için çok önemli.

Resentful

İngilizce Anlamı: Feeling angry because you have been forced to accept someone or something that you do not like

Türkçe Anlamı: Dargın, alınmış, küsmüş

Örnek Cümle
She felt resentful at not being invited to party.
Partiye çağrılmadığı için darıldı.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 32