Blatantly
İngilizce Anlamı: In an obvious and intentional way
Türkçe Anlamı: Bariz, aşikar şekilde
Örnek
Cümle
It is blatantly obvious that he is telling a lie.
Yalan söylediği bariz olarak belli idi.
Randomly
İngilizce Anlamı: Happening or chosen without any definite plan, aim, or pattern
Türkçe Anlamı: Rastgele, gelişigüzel
Örnek
Cümle
The books were randomly arranged in the box.
Kitaplar kutunun için rastgele dizilmişti.
Reasonably
İngilizce Anlamı: Using good judgment
Türkçe Anlamı: Makul şekilde
Örnek
Cümle
Stop crying and lets discuss this reasonably!
Ağlamayı bırak ve şunu makul bir şekilde tartışalım!
Tightly
İngilizce Anlamı: Firmly or closely
Türkçe Anlamı: Sıkıca
Örnek
Cümle
The baby was dressed tightly.
Bebek sıkıca giydirilmişti.
Acutely
İngilizce Anlamı: Feeling or noticing something very strongly
Türkçe Anlamı: Güçlü bir şekilde, şiddetle
Örnek
Cümle
People are becoming acutely aware that they should save the world.
İnsanlar dünyayı korumaları gerektiğinin farkına güçlü bir şekilde varıyorlar.
Redundancy
İngilizce Anlamı: When something is unnecessary because it is more than is needed
Türkçe Anlamı: Bolluk, işsizlik
Örnek
Cümle
The economic downturn has meant lots of redundancies in the Middle-East.
Ekonomik gerileme Orta Doğuda birçok kişinin işsiz kalmasına sebep oldu.
improvement
İngilizce Anlamı: when something gets better or when you make it better
Türkçe Anlamı: Gelişme, geliştirme, ilerleme
Örnek
Cümle
Theres been a big improvement in the my sons behaviour.
Oğlumun davranışlarında büyük bir gelişme var.
Profit
İngilizce Anlamı: Money which is earned in trade or business, especially after paying the costs of producing and selling goods and services
Türkçe Anlamı: Yarar, kar
Örnek
Cümle
She makes a big profit from selling waste material to companies.
Şirketlere atık madde satarak büyük kar yapıyor.
Distinction
İngilizce Anlamı: A clear difference or separation between two similar things
Türkçe Anlamı: Ayırım, farklılık
Örnek
Cümle
There is a clear distinction between languages spoken in the country.
Ülkede konuşulan diller arasında açık bir ayırım var.
Deficit
İngilizce Anlamı: The difference between the amount of something that you have and the higher amount that you need
Türkçe Anlamı: Hesap açığı, eksiklik
Örnek
Cümle
The UKs deficit in manufactured goods fell slightly in the last five months.
İngilterenin sanayi ürünlerindeki açığı son beş aydır az miktarda düşüyor.
Commit
İngilizce Anlamı: To do something illegal or something that is considered wrong
Türkçe Anlamı: İşlemek, kalkışmak
Örnek
Cümle
He would be sent to prison for a crime that he hadnt commited.
İşlemediği bir suç yüzünden hapse girecekti.
Imply
İngilizce Anlamı: To suggest that something is true, without saying this directly
Türkçe Anlamı: İma etmek, kastetmek
Örnek
Cümle
Are you implying that Im short?
Kısa olduğumu mu ima ediyorsun?
Incur
İngilizce Anlamı: To experience something, usually something unpleasant, as a result of actions you have taken
Türkçe Anlamı: Den kaynaklanmak, maruz kalmak
Örnek
Cümle
The speech has incurred the anger of the crowd.
Konuşma, kalabalığın öfkesine maruz kaldı.
Evolve
İngilizce Anlamı: To develop gradually, or to cause something or someone to develop gradually
Türkçe Anlamı: Yavaş yavaş gelişmek
Örnek
Cümle
Animals have evolved camouflage to protect themselves from others.
Hayvanlar, kendilerini diğerlerinden korumak için kamuflaj geliştirmişlerdir.
Invoke
İngilizce Anlamı: To request or use a power outside yourself, especially a law or a god, to help you when you want to improve a situation
Türkçe Anlamı: Yalvarmak, talep etmek
Örnek
Cümle
Their sacred ritual is performed to invoke ancient gods.
Kutsal rituallerini eski tanrılara yalvarmak için yapıyorlar.
Obliged
İngilizce Anlamı: To be or feel, etc. forced to do something or that you must do something
Türkçe Anlamı: Mecbur, zorunlu
Örnek
Cümle
Doctors are legally obliged to take some precautions.
Doktorlar, yasal olarak bazı önlemler almak mecburiyetindedir.
Blamed
İngilizce Anlamı: To say or think that someone or something did something wrong or is responsible for something bad happening
Türkçe Anlamı: Suçlanan
Örnek
Cümle
I felt blamed when everyone looked at me.
Herkes bana bakınca kendimi suçlanmış hissettim.
Consumed
İngilizce Anlamı: Used time, energy, goods
Türkçe Anlamı: Harcanmış, tükenmiş
Örnek
Cümle
Less fuel is consumed by a smaller vehicle.
Daha az yakıt daha küçük araç tarafından tüketilir.
Omitted
İngilizce Anlamı: Something that fails to include or do something
Türkçe Anlamı: Çıkarılan, dahil edilmemiş
Örnek
Cümle
She was omitted from the list of passengers.
Yolcu listesinden çıkarılmıştı.
Rewarded
İngilizce Anlamı: Someone who is given a reward
Türkçe Anlamı: Ödüllendirilmiş
Örnek
Cümle
All his hard work was rewarded.
Yaptığı zor çalışmaların hepsi ödüllendirildi.
Subsequent
İngilizce Anlamı: Happening after something else
Türkçe Anlamı: İzleyen, gelecek, sonraki
Örnek
Cümle
Please read subsequent pages of the book.
Lütfen kitabın sonraki sayfalarını okuyun.
Conclusive
İngilizce Anlamı: Proving that something is true, or ending any doubt
Türkçe Anlamı: İnandırıcı, kesin
Örnek
Cümle
They had conclusive proof of her innocence.
Masum olduğuna dair inandırıcı kanıtları vardı.
Adamant
İngilizce Anlamı: Impossible to persuade, or unwilling to change an opinion or decision
Türkçe Anlamı: Dik başlı, sert, kararlı
Örnek
Cümle
She begged me to think again, but I remained adamant.
Birdaha düşünmem için bana yalvardı ama kararlı durdum.
Earnest
İngilizce Anlamı: Serious or determined, especially too serious and unable to find your own actions funny
Türkçe Anlamı: Ağırbaşlı, ciddi
Örnek
Cümle
She was a very earnest young lady.
Çok ağırbaşlı bir genç kızdı.
Consecutive
İngilizce Anlamı: Consecutive numbers or periods of time follow one after the other without any interruptions
Türkçe Anlamı: Ardışık, birbirini izleyen, ard arda
Örnek
Cümle
It had rained for five consecutive days.
Beş gün ard arda yağmur yağdı.