Sınav Kelimeleri Ders 29

Sınav Kelimeleri Ders 29
Assert

İngilizce Anlamı: To state firmly that something is true

Türkçe Anlamı: İddia etmek, savunmak

Örnek Cümle
Chinese cooking, she asserted, is the best in the world.
Çin mutfağının dünyanın en iyisi olduğunu savundu.

Assess

İngilizce Anlamı: To judge or decide the amount, value, quality or importance of something

Türkçe Anlamı: Değer biçmek, hesaplamak

Örnek Cümle
They assessed the cost of the eartquake damage at £9000
Depremim verdiği zararı 9000£ olarak hesapladılar.

Consult

İngilizce Anlamı: To get information or advice from a person, book, etc. with special knowledge on a particular subject

Türkçe Anlamı: Başvurmak, danışmak

Örnek Cümle
If the symptoms get worse, you should consult your doctor.
Semptomlar kötüleşirse doktoruna başvurman gerekiyor.

Exceed

İngilizce Anlamı: To be more than a particular number or amount

Türkçe Anlamı: Aşmak, sınırı aşmak

Örnek Cümle
The cost should not exceed $1000.
Maliyet 1000 doları aşmamalı.

Discourage

İngilizce Anlamı: To persuade someone not to do something, especially by making it seem difficult or bad

Türkçe Anlamı: Cesaretini kırmak, gözünü korkutmak

Örnek Cümle
My father is a teacher, and he discouraged me from entering the field.
Babam öğretmen ve bu alana girmemem için hevesimi kırdı.

Modify

İngilizce Anlamı: To make small changes to something in order to improve it and make it more suitable or effective

Türkçe Anlamı: Değiştirmek

Örnek Cümle
Instead of simply punishing them, the teachers should encourage students to modify their behaviour.
Onları kolayca cezalandırmak yerine, öğretmenler öğrencilerini davranışlarını değiştirme konusunda cesaretlendirmeliler.

Accustom

İngilizce Anlamı: To make yourself or another person become used to a situation or place

Türkçe Anlamı: Alıştırmak, hazırlamak

Örnek Cümle
It took a while for me to accustom myself to the new culture.
Yeni kültüre alışmam biraz zaman aldı.

Resume

İngilizce Anlamı: If an activity resumes, or if you resume it, it starts again after a pause

Türkçe Anlamı: Sürdürmek, yeniden başlatmak

Örnek Cümle
He will resume training as soon as he recovers.
İyileşir iyileşmez antremana devam edecek.

Associate

İngilizce Anlamı: To connect someone or something in your mind with someone or something else

Türkçe Anlamı: İlişkilendirmek

Örnek Cümle
I cant associate him with extreme sports.
Onu aksiyon sporlarıyla ilişkilendiremiyorum.

Relate

İngilizce Anlamı: To find or show the connection between two or more things

Türkçe Anlamı: Arasında bağlantı kurmak

Örnek Cümle
I dont understand how the two opinions relate.
Bu iki görüş arasında nasıl bir bağlantı kurulabileciğini anlamıyorum.

Disturbance

İngilizce Anlamı: Something that interrupts someone or makes them feel worried

Türkçe Anlamı: Kargaşa, rahatsız etme

Örnek Cümle
Residents are fed up with the disturbance caused by the crowd.
Bölge sakinleri kalabalığın verdiği rahatsızlıktan bıkmışlardı.

Destination

İngilizce Anlamı: The place where someone is going or where something is being sent or taken

Türkçe Anlamı: Varış yeri, istikamet

Örnek Cümle
We arrived at our destination very late.
Varış noktasına çok geç ulaştık.

Circumstance

İngilizce Anlamı: A fact or event that makes a situation the way it is

Türkçe Anlamı: Durum, hal

Örnek Cümle
She had an accident in suspicious circumstances.
Şüpheli bir durumda kaza yaptı.

Support

İngilizce Anlamı: To agree with and give encouragement to someone or something because you want them to succeed

Türkçe Anlamı: Desteklemek, destek

Örnek Cümle
My father supported the this party all his life.
Babam ömrü boyunca bu partiyi destekledi.

Denial

İngilizce Anlamı: A statement that something is not true or does not exist

Türkçe Anlamı: İnkar, ret

Örnek Cümle
His denial of responsibility for the death of the old man was unconvincing.
Yaşlı adamın ölümünde sorumluluğu olduğunu inkar etmesi pek inandırıcı değildi.

Sincere

İngilizce Anlamı: (of a person, feelings or behaviour) Not pretending or lying; honest

Türkçe Anlamı: İçten, samimi, dürüst

Örnek Cümle
I want you to accept my sincere apologies.
Benim bu samimi özrümü kabul etmeni istiyorum.

Nasty

İngilizce Anlamı: Bad or very unpleasant

Türkçe Anlamı: Pis, iğrenç, terbiyesiz

Örnek Cümle
I was shocked when I read the nasty things that were being written about her.
Onun hakkında yazılan iğrenç şeyleri okuduğumda çok şaşırdım.

Boastful

İngilizce Anlamı: Praising yourself and what you have done

Türkçe Anlamı: Kendini beğenmiş, kibirli

Örnek Cümle
What a boastful person you are!
Ne kadar kendini beğenmiş birisin!

Unlikely

İngilizce Anlamı: Not likely to happen

Türkçe Anlamı: Alışılmadık, ihtimali olmayan

Örnek Cümle
The weather is unlikely to improve over the next few weeks.
Havanın önümüzdeki birkaç hafta içinde düzelme ihtimali yok.

Provisional

İngilizce Anlamı: For the present time but likely to change; temporary

Türkçe Anlamı: Geçici, şarta bağlı

Örnek Cümle
A provisional government was formed in 1950.
1950de geçici bir hükümet kuruldu.

Accurately

İngilizce Anlamı: Correctly and in a way that is true in every detail

Türkçe Anlamı: Kesin olarak, tam olarak

Örnek Cümle
It may be possible to predict the weather accurately in the future.
Gelecekte hava durumunu tam olarak tahmin etmek mümkün olabilir.

Adequately

İngilizce Anlamı: Enough in quantity or of a good enough quality for a particular purpose

Türkçe Anlamı: Layıkıyla, yeterli olarak

Örnek Cümle
He wasnt adequately insured.
Yeterince garanti altına alınmamıştı.

Severely

İngilizce Anlamı: Very seriously and not kindly

Türkçe Anlamı: Ağır ve ciddi bir şekilde

Örnek Cümle
Their son was severely injured in an accident.
Oğulları kazada ağır şekilde yaralandı.

Complacently

İngilizce Anlamı: In a way that you are pleased with a situation, especially something you have achieved, so that you stop trying to improve or change things

Türkçe Anlamı: İlgisizce, sakince, memnun bir şekilde

Örnek Cümle
He smiled complacently after the exam.
Sınavdan sonra kendinden memnun bir şekilde gülümsedi.

Confidently

İngilizce Anlamı: Sure that you can do things well, that people like you etc

Türkçe Anlamı: Emin olarak, kendine güvenerek

Örnek Cümle
He could act confidently, even if he felt nervous.
Endişeli de olsa kendine güveniyor gibi davranabiliyordu.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 29