Sınav Kelimeleri Ders 38

Sınav Kelimeleri Ders 38
Yeni Hizmet

İngilizceyi Güvenle Konuşun

Klasik derslerden sıkıldınız mı? Ding ile anadili İngilizce olan eğitmenlerle birebir canlı pratik yapın, akıcılığa en hızlı yoldan ulaşın.

Ding Canlı'yı Keşfet
Sınav Kelimeleri Ders 38
Remove

İngilizce Anlamı: To take something or someone away from somewhere, or off something

Türkçe Anlamı: Çıkarmak, gidermek

Örnek Cümle
Workers remove the rubbish in the evenings.
İşçiler, çöpleri akşamları kaldırıyor.

Outlaw

İngilizce Anlamı: To make something illegal or unacceptable

Türkçe Anlamı: Yasaklamak, yasadışı ilan etmek

Örnek Cümle
They work on law that will outlaw smoking in public places.
Halka açık yerlerde sigara içmeyi yasaklayacak bir kanun üzerinde çalışıyorlar.

Explore

İngilizce Anlamı: To search and discover (about something)

Türkçe Anlamı: Keşfetmek, araştırmak

Örnek Cümle
London is a wonderful city to explore.
Londra, keşfetmek için harika bir şehir.

Sustain

İngilizce Anlamı: To cause or allow something to continue for a period of time

Türkçe Anlamı: Ayakta tutmak, devam ettirmek, sürdürmek

Örnek Cümle
He seems to find it difficult to sustain relationships with children.
Çocuklarla iletişimi sürdürmek ona zor geliyor gibi görünüyor.

Retain

İngilizce Anlamı: To keep or continue to have something

Türkçe Anlamı: Alıkoymak, elde tutmak

Örnek Cümle
The state wants to retain control of food exports.
Devlet, yiyecek ihracatının kontrolünü elinde tutmayı istiyor.

Interest

İngilizce Anlamı: The feeling of wanting to give your attention to something or of wanting to be involved with and to discover more about something

Türkçe Anlamı: İlgi, alaka, menfaat

Örnek Cümle
Ive always had an interest in geography.
Coğrafyaya her zaman ilgim olmuştur.

Dependence

İngilizce Anlamı: When you need something or someone all the time, especially in order to continue existing or operating

Türkçe Anlamı: Bağlılık, bağımlılık

Örnek Cümle
The company needs to reduce its dependence on some product.
Şirketin, bazı ürünlere olan bağımlılığını azaltmaya ihtiyacı var.

Quotation

İngilizce Anlamı: A phrase or short piece of writing taken from a longer work of literature, poetry, etc. or what someone else has said

Türkçe Anlamı: Alıntı, alıntılama

Örnek Cümle
The book ends with a quotation from Abraham Lincoln.
Kitap, Abraham Lincolndan bir alıntıyla bitiyor.

Reference

İngilizce Anlamı: Part of something you say or write in which you mention a person or thing

Türkçe Anlamı: Referans, kaynak

Örnek Cümle
The writing made no reference to previous research on the subject
Yazı, konu üzerinde yapılan önceki araştırmalardan hiç referans almamış.

Obsession

İngilizce Anlamı: Something or someone that you think about all the time

Türkçe Anlamı: Takıntı, saplantı

Örnek Cümle
An obsession with death deranges his health.
Ölüm takıntısı onun sağlığını bozuyor.

Ultimate

İngilizce Anlamı: Most extreme or important because either the original or final, or the best or worst

Türkçe Anlamı: Nihai, son

Örnek Cümle
His ultimate hope is to die peacefully.
Son umudu huzur içinde ölmekti.

Sizeable

İngilizce Anlamı: Fairly large

Türkçe Anlamı: Oldukça büyük

Örnek Cümle
He can earn a sizeable amount of money.
Büyük bir miktar para kazanabilir.

Relative

İngilizce Anlamı: Connected with a particular subject

Türkçe Anlamı: İlgili, akraba

Örnek Cümle
Are these documents relative to the work?
Bu dökümanlar işle mi ilgili?

Extensive

İngilizce Anlamı: Covering a large area; having a great range

Türkçe Anlamı: Engin, geniş

Örnek Cümle
He is a teacher in a school with extensive grounds .
Geniş bir arazisi olan okulda öğretmenlik yapıyor.

Recurrent

İngilizce Anlamı: Happening many times, or happening again

Türkçe Anlamı: Yenilenen, nükseden

Örnek Cümle
Love is a recurrent theme in her novels.
Aşk, romanlarında sürekli yinelenen bir tema.

Already

İngilizce Anlamı: Before the present time

Türkçe Anlamı: Çoktan, zaten, evvelce

Örnek Cümle
I asked her to come to the play but shed already seen it.
Oyuna gelmesini teklig ettim ama zaten O, oyunu görmüştü.

Solely

İngilizce Anlamı: Only and not involving anyone or anything else

Türkçe Anlamı: Ancak, sadece, yalnızca

Örnek Cümle
They give scholarship solely on the basis of financial need.
Yalnıza, ekonomik ihtiyaç olduğunda burs veriyorlar.

Immediately

İngilizce Anlamı: Now or without waiting or thinking

Türkçe Anlamı: Acilen, derhal, hemen

Örnek Cümle
You really should leave immediately.
Gerçekten de hemen gitmelisiniz.

Inadequately

İngilizce Anlamı: In a way that is not good enough or too low in quality

Türkçe Anlamı: Yetersiz olarak

Örnek Cümle
Students have been inadequately funded for 5 years.
Öğrencilere para 5 yıldır yetersiz olarak sağlanıyor.

Rightly

İngilizce Anlamı: Behaving in a way that is suitable and acceptable

Türkçe Anlamı: Doğrulukla, dürüstçe, haklı olarak

Örnek Cümle
He quite rightly complained to the teacher.
Haklı olarak öğretmene şikayet etti.

Entail

İngilizce Anlamı: To make something necessary, or to involve something

Türkçe Anlamı: Gerektirmek, zorunlu kılmak

Örnek Cümle
The trip will entail changing trains twice.
Gezi, iki kez tren değiştirmeyi gerektirecek.

Consist

İngilizce Anlamı: To be formed from two or more things or people

Türkçe Anlamı: ..Den meydana gelmek, ibaret olmak

Örnek Cümle
Our group consists of four Europeans and two Americans.
Grubumuz dört Avrupalı ve iki Amerikalıdan meydana geliyor.

Conclude

İngilizce Anlamı: To end a speech, meeting or piece of writing

Türkçe Anlamı: Sonuçlandırmak, bitirmek

Örnek Cümle
She concluded the speech by reminding us of exact time of the meeting.
Toplantının kesin zamanını hatırlarak konuşmasını bitirdi.

Claim

İngilizce Anlamı: To say that something is true or is a fact, although you cannot prove it and other people might not believe it

Türkçe Anlamı: İddia etmek

Örnek Cümle
He claims to have met the manager, but I dont believe him.
Müdürle tanıştığını iddia ediyor ama Ona inanmıyorum.

Derive

İngilizce Anlamı: To get something from something else

Türkçe Anlamı: ..Den elde etmek, türetmek

Örnek Cümle
The area derives all its money from agriculture.
Bölge, tüm parasını tarımdan elde ediyor.

Reklam