Sınav Kelimeleri Ders 12

Sınav Kelimeleri Ders 12
Yeni Hizmet

İngilizceyi Güvenle Konuşun

Klasik derslerden sıkıldınız mı? Ding ile anadili İngilizce olan eğitmenlerle birebir canlı pratik yapın, akıcılığa en hızlı yoldan ulaşın.

Ding Canlı'yı Keşfet
Sınav Kelimeleri Ders 12
Exceedingly

İngilizce Anlamı: To a very great degree; extremely

Türkçe Anlamı: Fazlasıyla, son derece

Örnek Cümle
She was clever, beautiful and exceedingly rich.
Zeki, güzel ve son derece zengin idi.

Notably

İngilizce Anlamı: Especially or most importantly

Türkçe Anlamı: Açıkça, bilhassa

Örnek Cümle
Some important doctors, notably Hippocrates, thought that diet was important.
Bazı önemli doktorlar, bilhassa Hipokrat, perhizin önemli olduğunu düşünüyordu.

Appropriately

İngilizce Anlamı: Correctly or suitably for a particular time, situation, or purpose

Türkçe Anlamı: Uygun şekilde, gereğine uygun

Örnek Cümle
She didnt think we were appropriately dressed for a ceremony.
Tören için uygun şekilde giyindiğimizi düşünmüyordu.

Vehemently

İngilizce Anlamı: In a strong and emotional way

Türkçe Anlamı: Coşkulu ve güçlü şekilde

Örnek Cümle
The man vehemently denies the charges.
Adam suçlamaları coşkulu bir şekilde reddediyor.

Adequately

İngilizce Anlamı: Enough in quantity or of a good enough quality for a particular purpose

Türkçe Anlamı: Layıkıyla, yeterli olarak

Örnek Cümle
He wasnt adequately insured.
Yeterince garanti altına alınmamıştı.

Redundancy

İngilizce Anlamı: When something is unnecessary because it is more than is needed

Türkçe Anlamı: Bolluk, işsizlik

Örnek Cümle
The economic downturn has meant lots of redundancies in the Middle-East.
Ekonomik gerileme Orta Doğuda birçok kişinin işsiz kalmasına sebep oldu.

Efficiency

İngilizce Anlamı: The quality of doing something well and effectively, without wasting time, money, or energy

Türkçe Anlamı: Etkililik, verimlilik

Örnek Cümle
Efficiency of public services is very impressive in this city.
Bu şehirdeki kamu hizmetlerinin verimliliği çok etkileyici.

Consumption

İngilizce Anlamı: The amount of energy, oil, electricity etc that is used

Türkçe Anlamı: Tüketim, sarf

Örnek Cümle
Doing exercise increases oxygen consumption.
Egzersiz yapmak oksijen tüketimini artırır.

Suitability

İngilizce Anlamı: The degree to which something or someone has the right qualities for a particular purpose

Türkçe Anlamı: Uygunluk

Örnek Cümle
I am sure that Christines suitability for the job.
Christinein bu iş uygun olduğuna eminim.

Conformity

İngilizce Anlamı: Behaviour that follows the usual standards which are expected by a group or society

Türkçe Anlamı: Gelenek ve kurallara uygun davranış

Örnek Cümle
The speech was about conformity and control.
Konuşma, uygunluk ve kontrol hakkında idi.

Depressing

İngilizce Anlamı: Making you feel unhappy and without hope for the future

Türkçe Anlamı: İç karartıcı, üzücü

Örnek Cümle
Its a depressing idea.
Bu, içi karartıcı bir fikir.

Intimidating

İngilizce Anlamı: Making you feel frightened or nervous

Türkçe Anlamı: Caydırıcı, göz korkutucu

Örnek Cümle
Some job interviews may be intimidating.
Bazı iş mülakatları caydırıcı olabiliyor.

Restricting

İngilizce Anlamı: Something or someone that limits the movements or action of someone or something.

Türkçe Anlamı: Kısıtlayıcı

Örnek Cümle
Having small children is restricting for a social life.
Küçük çocuk sahibi olmak sosyal hayat için sınırlayıcı bir şey.

Complementing

İngilizce Anlamı: Something that makes something else seem better or more attractive when combining with it

Türkçe Anlamı: Tamamlayıcı

Örnek Cümle
Drinks were very nice complementing elements of the dinner.
İçecekler akşam yemeğinin güzel bir tamamlayıcısı idiler.

Embitter

İngilizce Anlamı: Angry, sad, or full of hate because of bad or unfair things that have happened to you

Türkçe Anlamı: Acılaştırma, hayata küstürme

Örnek Cümle
Failing in exams may embitter sometimes.
Sınavdan kalmak bazen hayata küstürebiliyor.

Assert

İngilizce Anlamı: To state firmly that something is true

Türkçe Anlamı: İddia etmek, savunmak

Örnek Cümle
Chinese cooking, she asserted, is the best in the world.
Çin mutfağının dünyanın en iyisi olduğunu savundu.

Entice

İngilizce Anlamı: To persuade someone to do something by offering them something pleasant

Türkçe Anlamı: Ayartmak, kandırmak

Örnek Cümle
The adverts entice the people into buying things.
Reklamlar, insanları birşeyler satın almaları için kandırıyor.

Embark

İngilizce Anlamı: To go onto a ship or plane

Türkçe Anlamı: Gemiye/uçağa binmek

Örnek Cümle
We embarked at Samsun for Çanakkale.
Çanakkaleye gitmek için Samsunda gemiye bindik.

Reproach

İngilizce Anlamı: To criticize someone, especially for not being successful or not doing what is expected

Türkçe Anlamı: Kınamak, ayıplamak

Örnek Cümle
He publicly reproached his daughter for his behavior.
Kızını davranışları yüzünden herkesin önünde ayıpladı.

Reduce

İngilizce Anlamı: To make something smaller in size, amount, degree, importance, etc

Türkçe Anlamı: Azaltmak, küçültmek

Örnek Cümle
My weight reduces when I stop eating bread.
Ekmek yemeyi bıraktığımda kilom düşüyor.

Recurrent

İngilizce Anlamı: Happening many times, or happening again

Türkçe Anlamı: Yenilenen, nükseden

Örnek Cümle
Love is a recurrent theme in her novels.
Aşk, romanlarında sürekli yinelenen bir tema.

Repressive

İngilizce Anlamı: Controlling what people do, especially by using force

Türkçe Anlamı: Baskıcı, sert

Örnek Cümle
This country was governed by a repressive military regime.
Bu ülke baskıcı bir askeri rejim tarafından yönetildi.

Coherent

İngilizce Anlamı: If a piece of writing, set of ideas etc is coherent, it is easy to understand because it is clear and reasonable

Türkçe Anlamı: Ahenkli, tutarlı

Örnek Cümle
His speech seems to be coherent.
Konuşması tutarlı gibi gözüküyor.

Exclusive

İngilizce Anlamı: Limited to only one person or group of people

Türkçe Anlamı: Özel, kişiye ait

Örnek Cümle
This place is for the exclusive use of guests.
Bu alan misafirlerin özel kullanımı içindir.

Deceptive

İngilizce Anlamı: Making you believe something that is not true

Türkçe Anlamı: Aldatıcı, yanıltıcı

Örnek Cümle
Some ants move with deceptive speed.
Bazı karıncalar yanıltıcı bir hızla hareket ediyorlar.

Reklam