Sınav Kelimeleri Ders 39

Sınav Kelimeleri Ders 39
Benefit

İngilizce Anlamı: A helpful or good effect, or something intended to help

Türkçe Anlamı: Yarar, fayda

Örnek Cümle
The discovery of coal brought many benefits to the country.
Kömürün bulunması ülkeye çok fayda sağladı.

Structure

İngilizce Anlamı: The way in which the parts of something are connected with each other and form a whole, or the thing that these parts make up

Türkçe Anlamı: Yapı, bina

Örnek Cümle
We cant unerstand the structure of the brain completely.
Beynin yapısını tamamiyle anlayamıyoruz.

Sufficiency

İngilizce Anlamı: An amount of something that is enough for a particular purpose

Türkçe Anlamı: Yeterlilik

Örnek Cümle
A sufficiency of raw materials is important for industries.
Ham maddelerin yeterliliği endüstriler için önemlidir.

Combination

İngilizce Anlamı: The mixture you get when two or more things are combined

Türkçe Anlamı: Karışım, kombinasyon

Örnek Cümle
Certain combinations of sounds are not possible in some languages.
Bazı dillerde, belirli ses kombinasyonları kurmak mümkün değildir.

Means

İngilizce Anlamı: A method or way of doing something

Türkçe Anlamı: Araç, vasıta

Örnek Cümle
When my father was a child, there was no means of communication.
Babam çocukken, hiçbir iletişim aracı yoktu.

Expansive

İngilizce Anlamı: Covering a large area

Türkçe Anlamı: Geniş(kapsamlı)

Örnek Cümle
There was an expansive beach in the area.
Bölgede geniş bir plaj vardı.

Sole

İngilizce Anlamı: Being one only; single

Türkçe Anlamı: Yegane, yalnız, tek

Örnek Cümle
I was the sole Turk in the room.
Odadaki tek Türk bendim.

Previous

İngilizce Anlamı: Having happened or existed before the event, time, or thing that you are talking about now

Türkçe Anlamı: Önceki

Örnek Cümle
He has a son from a previous marriage.
Önceki evliliğinden bir oğlu var.

Irresistible

İngilizce Anlamı: So attractive, desirable etc that you cannot prevent yourself from wanting it

Türkçe Anlamı: Karşı konulmaz, çok çekici

Örnek Cümle
Surely, I accepted that irresistible offer.
Tabiki, bu karşı konulamaz teklifi kabul ettim.

Prevalent

İngilizce Anlamı: Existing very commonly or happening often

Türkçe Anlamı: Yaygın, mevcut

Örnek Cümle
These diseases are more prevalent among older people.
Bu hastalıklar yaşlı insanlarda daha yaygın.

Possibly

İngilizce Anlamı: Used when saying that something may be true or likely, although you are not completely certain

Türkçe Anlamı: Muhtemelen, belki

Örnek Cümle
This first task is possibly the easiest.
İlk iş belki de en kolayı.

Rarely

İngilizce Anlamı: Not often

Türkçe Anlamı: Nadiren, seyrek

Örnek Cümle
I rarely have time to read a book.
Nadire kitap okumaya vaktim oluyor.

Negligently

İngilizce Anlamı: In a way that you are not careful or giving enough attention to people or things that are your responsibility

Türkçe Anlamı: Başta savma bir şekilde, gelişigüzel

Örnek Cümle
The teacher looked at the papers negligently.
Öğretmen, kağıtlara gelişigüzel şekilde baktı.

Significantly

İngilizce Anlamı: In an important way or to an important degree

Türkçe Anlamı: Önemli ölçüde

Örnek Cümle
My guitar playing has improved significantly since Ive had a new teacher.
Yeni bir hocayla çalışmaya başladığımdan beri gitar çalışım önemli ölçüde gelişti.

Respectively

İngilizce Anlamı: In the same order as the things you have just mentioned

Türkçe Anlamı: Anılan sıraya göre, sırasıyla

Örnek Cümle
The pencil and rubber cost £5 and £3 respectively.
Kalem ve silgi sırasıyla beş ve üç pound.

Impress

İngilizce Anlamı: To cause someone to admire or respect you because of something that you have done or said

Türkçe Anlamı: Etkilemek, hayran bırakmak

Örnek Cümle
We were very impressed by the poem he wrote.
Yazdığı şiirden çok etkilendik.

Compel

İngilizce Anlamı: To force someone to do something

Türkçe Anlamı: Mecbur etmek, zorlamak

Örnek Cümle
As a student we were compelled to wear uniforms.
Öğrenci olarak üniforma giymeye mecbur edilmiştik.

Accomplish

İngilizce Anlamı: To succeed in doing something, especially after trying very hard

Türkçe Anlamı: Başarıyla tamamlamak

Örnek Cümle
The students accomplished the task in five minutes.
Öğrenciler alıştırmayı beş dakikada tamamladılar.

Implicate

İngilizce Anlamı: To show that someone is involved in a crime or partly

Türkçe Anlamı: İlişiği olduğunu göstermek

Örnek Cümle
I have found no evidence to implicate him in the robbery.
Onun hırsızlığa karıştığına dair bir şey bulamadık.

Enforce

İngilizce Anlamı: To make people obey a law, or to make a particular situation happen or be accepted

Türkçe Anlamı: Dayatmak, sözünü geçirmek, uygulatmak

Örnek Cümle
It isnt always easy for the teacher to enforce classroom rules.
Öğretmen için sınıf kurallarını uygulatmak her zaman kolay değildir.

Obligation

İngilizce Anlamı: A moral or legal duty to do something

Türkçe Anlamı: Mecburiyet, yükümlülük

Örnek Cümle
All rich people have a moral obligation to help the poor.
Bütün zenginlerin fakirlere yardım etmek gibi bir ahlaki yükümlülükleri vardır.

Contribution

İngilizce Anlamı: Something that you give or do in order to help something be successful

Türkçe Anlamı: Katkı, destek, yardım

Örnek Cümle
This invention made a big contribution to ease peoples life.
Bu buluş, insanların hayatlarını kolaylaştırmada büyük katkı sağladı.

Solution

İngilizce Anlamı: A way of solving a problem or dealing with a difficult situation

Türkçe Anlamı: Çözüm, çözelti

Örnek Cümle
We should find a peaceful solution.
Barışçıl bir çözüm bulmalıyız.

Condition

İngilizce Anlamı: The particular state that something or someone is in

Türkçe Anlamı: Şart, durum, hal

Örnek Cümle
The doctor said that her condition was getting worse.
Doktor, durumunun kötüleştiğini söyledi.

Objection

İngilizce Anlamı: When someone expresses or feels opposition to or dislike of something or someone

Türkçe Anlamı: İtiraz, karşı gelme

Örnek Cümle
Two members raised objections to the proposed plan.
İki üye, önerilen plana itiraz etti.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 39