Sınav Kelimeleri Ders 28

Sınav Kelimeleri Ders 28
Susceptible

İngilizce Anlamı: Easily influenced or harmed by something

Türkçe Anlamı: Duyarlı, hassas

Örnek Cümle
Among susceptible children, the flu can spread very fast.
Hassas çocuklar arasında, grip çok hızlı yayılabilir.

Conducive

İngilizce Anlamı: Providing the right conditions for something good to happen or exist

Türkçe Anlamı: Olanak sağlayan, yardım eden

Örnek Cümle
Such a noisy environment was not conducive to a hard work.
Öylesine gürültülü bir ortam iyi bir çalışmaya olanak sağlamıyordu.

Available

İngilizce Anlamı: Something that is available is able to be used or can easily be bought or found

Türkçe Anlamı: Mevcut, müsait

Örnek Cümle
Is this dress available in a smaller size?
Bu elbisenin daha küçük bir bedeni mevcut mu?

Indulgent

İngilizce Anlamı: Allowing someone to have or do what they want, especially when this is not good for them

Türkçe Anlamı: Anlayışlı, müsamahakar

Örnek Cümle
She had been a strict woman but was indulgent to her grandchildren.
Çok sert bir kadındı ama torunlarına karşı müsamahakardı.

Exclusive

İngilizce Anlamı: Limited to only one person or group of people

Türkçe Anlamı: Özel, kişiye ait

Örnek Cümle
This place is for the exclusive use of guests.
Bu alan misafirlerin özel kullanımı içindir.

Enforce

İngilizce Anlamı: To make people obey a law, or to make a particular situation happen or be accepted

Türkçe Anlamı: Dayatmak, sözünü geçirmek, uygulatmak

Örnek Cümle
It isnt always easy for the teacher to enforce classroom rules.
Öğretmen için sınıf kurallarını uygulatmak her zaman kolay değildir.

Provide

İngilizce Anlamı: To give someone something that they need

Türkçe Anlamı: Sağlamak, temin etmek

Örnek Cümle
The government will provide a shelter for poor people in this area.
Hükümet, bu bölgede fakirler için kalacak yer temin edecek.

Exceed

İngilizce Anlamı: To be more than a particular number or amount

Türkçe Anlamı: Aşmak, sınırı aşmak

Örnek Cümle
The cost should not exceed $1000.
Maliyet 1000 doları aşmamalı.

Inflict

İngilizce Anlamı: To force someone to experience something very unpleasant

Türkçe Anlamı: Acı vermek, çektirmek, uğratmak

Örnek Cümle
Political problems inflicted serious damage on the economy.
Siyasi sorunlar ekonomiyi ciddi zarara uğrattı.

Employ

İngilizce Anlamı: To have someone work or do a job for you and pay them for it

Türkçe Anlamı: Çalıştırmak, işe almak

Örnek Cümle
My fathers factory employs over 2000 people.
Babamın fabrikasında 2000 den fazla insan çalıştırılıyor.

Surely

İngilizce Anlamı: Used to show that you think something must be true, especially when people seem to be disagreeing with you

Türkçe Anlamı: Hakikaten, elbette, şüphesiz

Örnek Cümle
Without food and medical supplies, these children will surely not survive.
Yiyecek ve tıbbi ihtiyaçlar olmadan, bu çocuklar şüphesiz hayatta kalamayacaklar.

Particularly

İngilizce Anlamı: Especially, or more than usual

Türkçe Anlamı: Özellikle, bilhassa

Örnek Cümle
The cafe is particularly popular with young people.
Bu kafe, özellikle gençler arasında popüler.

Recently

İngilizce Anlamı: Not long ago, or at a time that started not long ago

Türkçe Anlamı: Son zamanlarda, şu aralar

Örnek Cümle
I have read his recently published biography.
Son zamanlarda basılmış biyografisini okudum.

Properly

İngilizce Anlamı: Correctly, or in a satisfactory way

Türkçe Anlamı: Doğru dürüst, hakkıyla

Örnek Cümle
My laptop is still not working properly.
Dizüstü bilgisayarım hala doğru dürüst çalışmıyor.

Soundly

İngilizce Anlamı: Completely

Türkçe Anlamı: Adamakıllı, deliksiz

Örnek Cümle
I slept soundly in that comfortable bed all night.
O rahat yatakta tüm gece boyunca deliksiz bir şekilde uyudum.

Interpretation

İngilizce Anlamı: An explanation or opinion of what something means

Türkçe Anlamı: Yorum, izah

Örnek Cümle
Its difficult to put an accurate interpretation on the study results.
Araştırma sonuçlarının tam bir izahını yapmak zor.

Departure

İngilizce Anlamı: When a person or vehicle, etc. leaves somewhere

Türkçe Anlamı: Ayrılış, ayrılma

Örnek Cümle
I dont know the exact departure time of the bus.
Otobüsün tam ayrılma saatini bilmiyorum.

Compliance

İngilizce Anlamı: When people obey an order, rule or request

Türkçe Anlamı: Uyma, riayet

Örnek Cümle
The companys spokesman said that they had always acted in compliance with environmental laws.
Şirketin sözcüsü, her zaman çevre kanunlarıyla uyum içinde hareket ettiklerini söyledi.

Discretion

İngilizce Anlamı: The ability to behave without causing embarrassment or attracting too much attention, especially by keeping information secret, the right or ability to decide something

Türkçe Anlamı: Ağzı sıkılık, akıllılık, takdir hakkı

Örnek Cümle
Girls can be jailed at the discretion of the judge.
Kızlar, hakimin takdirine göre hapse atılabilirler.

Intention

İngilizce Anlamı: Something that you want and plan to do

Türkçe Anlamı: Niyet, maksat

Örnek Cümle
I have no intention of going just yet.
Şimdilik gitme niyetim yok.

Subtle

İngilizce Anlamı: Not loud, bright, noticeable or obvious in any way

Türkçe Anlamı: Hemen göze çarpmayan, güç algılanan

Örnek Cümle
There is a subtle difference between these two pictures.
Bu iki resim arasında güçlükle algılanan bir fark var.

Demonstrative

İngilizce Anlamı: If you are demonstrative, you show your feelings or behave in a way that shows your love

Türkçe Anlamı: Duygularını gizlemeyen

Örnek Cümle
My father wasnt demonstrative; he never hugged me.
Babam duygularını açığa vuran biri değildi; bana hiç sarılmadı.

Deliberate

İngilizce Anlamı: (often of something bad) Intentional or planned

Türkçe Anlamı: Kasti, bilerek

Örnek Cümle
The attack on him was quite deliberate.
Ona yapılan saldırı kasti idi.

Excessive

İngilizce Anlamı: Much more than is reasonable or necessary

Türkçe Anlamı: Aşırı, haddinden fazla

Örnek Cümle
His wife divorved him because of his excessive drinking .
Aşırı içki içmesinden dolayı karısı onu boşadı.

Attractive

İngilizce Anlamı: Very pleasing in appearance or sound, or causing interest or pleasure

Türkçe Anlamı: Cazibeli, çekici

Örnek Cümle
Your mother was a very attractive young woman when I saw her.
Onu gördüğümde, annen çok çekici bir genç bayandı.

Bu Dersleri Gördünüz mü?

Sınav Kelimeleri Ders 28