Sınav Kelimeleri Ders 31

Sınav Kelimeleri Ders 31
Yeni Hizmet

İngilizceyi Güvenle Konuşun

Klasik derslerden sıkıldınız mı? Ding ile anadili İngilizce olan eğitmenlerle birebir canlı pratik yapın, akıcılığa en hızlı yoldan ulaşın.

Ding Canlı'yı Keşfet
Sınav Kelimeleri Ders 31
Instantly

İngilizce Anlamı: Immediately

Türkçe Anlamı: Hemen, anında

Örnek Cümle
All four victims died instantly in the accident.
Dört kurban kazada anında can verdi.

Urgently

İngilizce Anlamı: Very important and needing to be dealt with immediately

Türkçe Anlamı: Acilen

Örnek Cümle
Water is urgently needed.
Acilen suya ihtiyaç var.

Crudely

İngilizce Anlamı: In a way that is rude and offensive

Türkçe Anlamı: Ham olarak, kabaca

Örnek Cümle
The municipality will pull down crudely built shacks.
Belediye, kabaca yapılmış olan gecekonduları yıkacak.

Scarcely

İngilizce Anlamı: Only just or almost not

Türkçe Anlamı: Hemen hemen hiç, güçlükle

Örnek Cümle
I was scarcely able to move my leg after the accident.
Kazadan sonra ayağımı güçlükle hareket ettirebiliyordum.

Reliably

İngilizce Anlamı: In a way that can be trusted or depended on

Türkçe Anlamı: Eksiksiz ve hatasız, güvenilir biçimde

Örnek Cümle
I am reliably informed that you have been talking about striking.
Güvenilir olarak aldığım bilgilere göre grev yapmaktan bahsediyormuşsunuz.

Approach

İngilizce Anlamı: A way of considering or doing something

Türkçe Anlamı: Yaklaşım

Örnek Cümle
I am studying approaches to language teaching.
Dil öğretim yaklaşımlarını çalışıyorum.

Departure

İngilizce Anlamı: When a person or vehicle, etc. leaves somewhere

Türkçe Anlamı: Ayrılış, ayrılma

Örnek Cümle
I dont know the exact departure time of the bus.
Otobüsün tam ayrılma saatini bilmiyorum.

Complexity

İngilizce Anlamı: When something has many parts and may be difficult to understand or find an answer to

Türkçe Anlamı: Karmaşa, karmaşıklık

Örnek Cümle
Abundance of ideas caused a problem of great complexity.
Fikir çokluğu büyük bir karmaşa sorunu doğurdu.

Extremity

İngilizce Anlamı: The furthest point, especially from the centre

Türkçe Anlamı: Hudud, nihayet

Örnek Cümle
He lives on the southern extremity of New Zealand.
Yeni Zelandanın güney sınırında yaşıyor.

Gap

İngilizce Anlamı: A space between two objects or two parts of an object, especially because something is missing, difference

Türkçe Anlamı: Ara, boşluk

Örnek Cümle
The cat squeezed through a gap in the wall.
Kedi duvardaki deliğe sıkışmış.

Solvable

İngilizce Anlamı: Able to be solved

Türkçe Anlamı: Çözülebilir

Örnek Cümle
We dont need to worry, its a solvable problem.
Üzülmemize gerek yok, bu çözülebilir bir sorun.

Expressive

İngilizce Anlamı: Showing what someone thinks or feels

Türkçe Anlamı: Canlı, dışavurumcu, anlamlı

Örnek Cümle
She had wonderfully expressive eyes.
Mükemmel anlamlı bakan gözleri vardı.

Intensive

İngilizce Anlamı: Involving a lot of effort or activity in a short period of time

Türkçe Anlamı: Aşırı, şiddetli, yoğun

Örnek Cümle
I will attend an intensive English course this summer.
Bu yaz, yoğunlaştırılmış İngilizce kursuna katılacağım.

Coherent

İngilizce Anlamı: If a piece of writing, set of ideas etc is coherent, it is easy to understand because it is clear and reasonable

Türkçe Anlamı: Ahenkli, tutarlı

Örnek Cümle
His speech seems to be coherent.
Konuşması tutarlı gibi gözüküyor.

Resistant

İngilizce Anlamı: Not wanting to accept something, especially changes or new ideas

Türkçe Anlamı: Dirençli, karşı koyan

Örnek Cümle
Why are you so resistant to new ideas?
Neden yeni fikirlere karşı bu kadar direnç gösteriyorsun?

Excuse

İngilizce Anlamı: To forgive someone

Türkçe Anlamı: Affetmek, mazur görmek

Örnek Cümle
Please excuse me for shouting.
Bağırdım için beni affet.

Counter

İngilizce Anlamı: To react to something with an opposing opinion or action; to defend yourself against something

Türkçe Anlamı: Karşı koymak, karşılık vermek

Örnek Cümle
Doing exercise helps to counter the effects of stress.
Egzersiz yapmak stresin etkilerine karşı yardımcı olur.

Pursue

İngilizce Anlamı: To follow someone or something, usually to try to catch or kill them

Türkçe Anlamı: Kovalamak, ardına düşmek, takip etmek

Örnek Cümle
The car was pursued by the police.
Araç, polis tarafından takip edildi.

Uphold

İngilizce Anlamı: To defend or support a law, system, or principle so that it continues to exist

Türkçe Anlamı: Desteklemek, sürdürmek

Örnek Cümle
As a police officer you have to uphold the law whether you agree with it or not.
Bir polis memuru olarak, kabul etsen de etmesen de kanunları desteklemek zorundasın.

Deliver

İngilizce Anlamı: To take goods, letters, parcels, etc. to peoples houses or places of work

Türkçe Anlamı: Teslim etmek, dağıtmak

Örnek Cümle
Do you deliver at the weekends?
Haftasonları dağıtım yapıyor musunuz?

Approval

İngilizce Anlamı: When a plan, decision, or person is officially accepted

Türkçe Anlamı: Onaylama, tasdik

Örnek Cümle
A company cannot be sold without the approval of shareholders.
Şirket, ortakların onayı olmadan satılamaz.

Inadequacy

İngilizce Anlamı: When something is not good enough or too small in amount

Türkçe Anlamı: Yetersizlik

Örnek Cümle
The inadequacy of the budget caused some problems.
Bütçenin yetersizliği bazı sorunlara neden oldu.

Mistrust

İngilizce Anlamı: The feeling that you cannot trust someone, especially because you think they may treat you unfairly or dishonestly

Türkçe Anlamı: Güvensizlik, itimatsızlık

Örnek Cümle
The main reason of their divorve is mistrust.
Boşanmalarının asıl sebebi güvensizlik.

Distraction

İngilizce Anlamı: Something that prevents someone from concentrating on what they are doing

Türkçe Anlamı: Dikkati dağıtan şey

Örnek Cümle
I can turn the radio off if you find it a distraction.
Eğer dikkat dağıtıcı buluyorsan, radyoyu kapatabilirim.

Preference

İngilizce Anlamı: When you like something or someone more than another person or thing

Türkçe Anlamı: Tercih, öncelik

Örnek Cümle
Do you have a place preference?
Bir mekan tercihiniz var mı?

Reklam